Menü Kapat
Gölgesiz Matiz

Gölgesiz Matiz

Hikaye türüne karşı her zaman biraz mesafeliyimdir. Uzun uzun betimlemeleri olan ve içeriğine tamamen dahil olabildiğim türde okumalar yapmayı daha çok severim.  Gölgesiz Matiz de bir hikaye kitabı. Bir kitaba başlarken tabi ki  mesafeli olmamak gerekir. Ben de ön yargılarımı bir kenara bıraktım ve okumaya başladım. Yine iddiamdan vuruldum. Kitap oldukça başarı bir hikaye kitabı. Bir çok hikaye barındırıyor içerisinde. Hepsi oldukça başarılı hikayeler. Yazarın üslubu da oldukça iyi. Her hikaye sizi içine çeken bir dünya yaratıyor ve siz ister istemez o dünyanın bir parçası oluyor ve bazen bir dövüşte yumruk sallıyor bazen ise yazarın yanı başına oturup silah doğrultulmuş  bir adamdan senaryo üretmesini bekliyorsunuz.

Gölgesiz Matiz

Kısaca bir kaç hikayeden bahsetmek istiyorum. Kitabın ilk hikayesi kitap ile aynı ismi taşıyor.  Gölgesiz  Matiz maalesef beni hayal kırıklığına uğratan bir hikaye oldu. Çünkü sokak jargonu ile yazılmış bir hikaye idi. Sokak jargonu çok az miktarda yazının edebini bozmamak şartıyla kullanılabilir fikrimce. Ama neredeyse bütün kelimeler öyle olunca haz almak zorlaşıyor. Kelimeleri anlamak metnin ana temasına odaklanmayı engelliyor. Devamındaki  hikayelerin de aynı dille yazıldığını düşünüp korkmuştum fakat neyse ki  o hikayelerde edebi dili bulunca mutlu oldum.

Bir başka hikaye ise Kozmozda dımdızlak. Bu hikaye izlemiş olduğum bir Matt Damon filmi olan The Martian’ı (Marslı) anımsattı. Kahramanımız bir gezegende tek başına kalıyor ve yaşamaya çalışıyordu. Arada önemli bir fark hikayemizdeki kahraman delirmemek için mücadele ediyordu ve  sonunda yalnızlıktan deliriyordu. Peki şöyle diyebilir miyiz? Herkes herkessiz yapamaz en azından herkes kimsesiz delirir..

Bir diğer hikaye ‘bimilyonkafa’.  Kitabın aynı zamanda  ayracı olan bir hikaye ve ayraç oldukça hikayeye uygun. Farklı bir tarzda ve ilk defa rastladığım  hoşuma giden bir düşünce olmuş. Bir adam kafalar çiziyor ve ticari zekası olan bir başka adam yayınevi ile anlaşıp kafaları ayraç haline getiriyor hikaye de. Sonra elinizdeki ayraç tam olarak hikaye de bahsedilen ayraç.  Yani hikaye mi sizde siz mi hikayedesiniz bilmiyorsunuz.

Son olarak bahsetmek istediğim hikaye ise

‘el mağrib’ bu hikaye ise bana Ihsan Oktay Anar’ın puslu kıtalar atlası isimli kitabını anımsattı. Rüyayı konu alan hikaye de yine anlatılan şeylerin rüya mu yoksa uyanıkken mi yaşadığını ayırt edemiyorsunuz. En sonun yazar sizi rüyadan uyandırıyor.

Yazarın ilk hikayeleri ile sonraki hikayeleri arasında oldukça fark var. Sonraki hikayelerin daha başarılı olduğunu söylemek mümkün. Şunu net bir şekilde ifade etmeliyim ki okunmaya değer bir kitap. Beni bu kitap ile tanıştıran Kumbaravan’a teşekkürler.. Hadi artık hikayeden çıkıp kendi hikayemizi yazalım..

—————————————-

Diğer bursiyer yazılarını okumak için tıklayınız

Ana Sayfaya dönmek için tıklayınız

Kategori Bursiyerler, Edebiyat

Benzer Yazılar

WhatsApp WhatsApp