Menü Kapat
Frankfurtta

Çok keyifli bir akşamdı benim için, eve dönene kadar gerçekliğe dönemeyip sırıtmaya devam ettim, kendilerine yeniden teşekkürü borç bilirim. Tek perde olan bu oyun, ismini ilk okuduğunuzda “Ne izleyeceğim ki acaba?” merakını uyandırmayı başarıyor zaten. Rumen-Fransız yazar Matei Visniec’in kaleminden çıkma bu semboller dolusu felsefe ve his şiiri 75 dakikanın tercümanlığını yapan Omid Darvishi, yönetmenliğini de üstleniyor.

İki ana karakteri, bir kadın ve erkeği

bize yaşatan Bahar Aksoy ve Barış Bölükbaşı ise sahnede en beyaz ve görkemlisinden kuşlar gibiydiler, oyun boyunca çıplak ayaklarla süzüldüler, en sonunda ise bir olup, kanat çırparak göğe yükseldiler.

Oyun derin ama bilinçsiz bir uykudan -çünkü olması gereken budur, uyku, sonunda hayata dönülen bir ölüm halidir?- uyanmak suretiyle başlıyor ve derin ama olabildiğine ayık bir uykuya dalarken sona eriyor. Yatakta, yanında gözlerini açan kadife sesli, sakin ama kudretli kadının kim olduğunu bilemezken, kendinin varlığından ve kimliğinden de bir türlü emin olamayan kafası karışık, derbeder bir adam, bir önceki gecesini bir türlü anımsayamıyor fakat geçmişine dair parça parça anıları her geçen günle birlikte su yüzüne çıkıyor.

9 günlük bir birlikteliği yaşıyorlar kadın ve adam;

adam önce yalvarsa da, kadın kendi isteğiyle kalıyor bu saksafonist adamın yanında. İsimsiz bir ilişkinin isimsiz tarafları, -sahneyi dolduran muazzam melodiler ve isabetli renklerde isabetli ışıklar eşliğinde- 9 geceyi farklı şekillerde geçiriyorlar. Bir anne tarifi deneniyor, koyu elma kırmızısıyla dolu kadehler boşalıyor, çalar saatler dururken telesekreter konuşuyor, ağaçlar yerine kafeslerdeki evcil hayvanlar tanınıyor, nice sesler çınlıyor sessizlikte ve bedeller fark ediliyor, gerçekler hazmediliyor. 9 günlük bir öğrenme süreci geçiriyor adam, en temel duyularını yeniden tanıyor. Kadın onun sorduğu her soruya cevap veriyor, başta hiçbir cevap adamın istediği cevap değilken ve kastettiği sorular bir türlü yanıtlanmazken, her geçen gece, adamın sorularıyla kadının cevaplarını kesiştiriyor. Adam kadını anladıkça bağlanıyor, kadın adam kendisini anladıkça elini daha sıkı tutuyor.

Çünkü adamın kaybolmuşluğuna tezat, kadın adamı tanıyor.

İşin zor ve izleyiciye düşen kısmı ise kadın ve adamı ayrı ayrı, dahası aralarındaki ilişkiyi tanımak. Oyunun size pek çok şey hissettireceğini garanti edebilirim, her insan yaşanmışlıkları doğrultusunda algısındaki seçicilikle, dönen konuşmalardan birkaç cümle kapacak ve yüreğinde taşıyacaktır. Öte yandan, oyunun arka planında işleyen bir olay örgüsü olduğu da bir gerçek. Bir sonraki güne geçişin, ışıklar karartılarak (ki, bir noktada bu geçişler azıcık uzun geldi bana, ama oyunun etkisini sürdürmesi için gerekliydi belki de) ve simgesel diyaloglarla yapıldığı bir akışta ilerleyen bu gizli olay örgüsü, bence, naçizane, aşırı değil ama bir tık daha sezdirilmeliydi diye düşünsem de başta, bunun nasıl gerçekleştirilebileceğine dair çok bir fikrim yoktu aslında.

Oyunun büyüsüne kapılıyorsunuz ve sıkılmadan izliyorsunuz

çok doğru, fakat oyun boyunca ve sonrasında zihnimde pek çok ihtimaller birbiriyle çarpıştı ve “Şöyle olduğundan şöyle olmuş olabilir, şu şu anlama gelebilir ama bu da demek olabilir” ler dönüp durdu, tam bir zihinsel ve içsel karmaşaydı.

Oyun sonrası, sayın Omid Darvishi ve Barış Bölükbaşı ile oyun üzerine birkaç kelime konuşma fırsatımız oldu -bu fırsat için Düşkapanı’nın düşleyen insanlarını minnetle anıyorum tekrardan :’)- ve sadece onlardan duyduğum tek bir cümleyle pek çok taş yerine cuk diye oturdu, pek çok tahminim tutarken pek çoğu da boşa çıktı.

Sonuçta hissiyatın ötesinde bir anlam yükleme şansım oldu bazı şeylere, ki bu da beni oyun konusunda çok daha fazla tatmin etti. Meğer fonda dönen olay, oyun boyunca pek çok yerde de ifade edilmiş aslında üstü kapalı olarak, kullanılan ve kullanılmayan kelimeler, hep aynı şeyi anlatıyormuş. Sahneye ve oyuna dair yapılan tercihlerin hepsi olabildiğine bilinçli yani, ilk bakışta hepsinin farkına varmak ne yazık ki hiçbir şekilde mümkün olmasa da. Oyunu hazmedebilmek için, üzerine düşünmekten ziyade, belli bir miktarda altyapı da lazım üzerine düşünecek malzemeyi elde edebilmek adına, ki ezoterizm duvarı aşılabilsin.

Oyundaki sembolizm tam bir kültür harmanı çünkü;

Zen öğretileri, dinsel tınılar, doğu ve batı felsefesi, metaforlar ve sayılar… Tüm bunlara bezenmiş ama hayatın en içinden bir gerçek, büyülü bir edayla aktarılıyor ve 9. gecede, uykular kesişmiş, rüyalar bir olmuş ve sesler aynı tonda tınlarken, sorular sorulmadan verilen cevaplar çırpılan kanatların esintisine karışıyor. Siz kadın ve adamın nihai gözükse de geçici olduğunu sezdiren akıbetini tespit etmeye çalışırken gün doğarken ya da güneş batarken kuşlar geçiyor üstünüzden ve kanatlarından düşen tüyler döne döne iniyor gökyüzünden.

Duygu ve düşüncelerimden en özet haliyle bahsetmek isteseydim, size “A” derdim.

Kumbaravan’a ve Düşkapanı Sanat Merkezi’ne sevgilerimle :’)

Posted in Bursiyer Yazıları, Tiyatro Yazıları

Benzer

Don`t copy text!