Menü Kapat
Ölümü Ardında Gezdirenler

Ölümü Ardında Gezdirenler

Merhabalar, 30 Aralık 2019’da yılın son oyunu için Kadıköy Entropi Sahne’ye gittim.

Ölümü Ardında Gezdirenler oyunu, Sabahattin Ali’nin birkaç hikayesinden uyarlanıp monolog tarzında yazılmış dram türünde bir oyundu.

Tiyatroyla yeni yeni tanıştığım için bana her şey ilginç geliyor en başta monolog olması. Şöyle ki, günlük hayatta bir olay anlatırken çeşitli kişilerin konuşmalarını aktarırken bile zaman zaman zorlanırız, bu oyunda ise oyuncu hem kaç kişinin ağzından anlatıyor hem canlandırıyor, çeşitli yörelere ait konuşma şekilleri ve taklitler…

Anlatıma, oyunculuğa bayıldım.

Oyun konusunun ilk hikayesinde; Kamil, gazinocu, Muhsine üçlüsü yer alır. Kamil evli ve bir çocuk babasıdır eşiyle otel odasında kalırlar. Aşık olduğu kadın Muhsine, gazinodaki erkeklerin dikkatini çeken güzel bir kadındır ancak o kimseye yüz vermez. Kamil’in yine bir gün çalıştığı gazinodan çıkıp Muhsine’nin peşine takılmak isteyip gazino sahibinin buna izin vermemesiyle Kamil’in oteline dönerken karısının onları görmesi ve bağırıp çağırmasıyla gelişir ve sonu trajik bir şekilde biter. Bu bana önceki oyundaki (Korku) gibi sadakatin önemini ve elimizdekilerin değerini bilmemizi hatırlattı öyküden uyarlama olması sebebiyle konu kısa ve çok dolu dolu değildi. Konu, hayatta bir şehrin herhangi bir semtinde veya bir kasabada yaşanabilecek trajediyi anlatması yönüyle doğaldı.

Oyunun ikinci hikayesi

Niğde’nin eski nüfus memuru Avni Akbulut’un böbreğindeki rahatsızlıktan İstanbul’a bir otel odasına yerleşmesiyle başlıyor. Otelde oda arkadaşı hemşehrisi çıkar ve Avni Akbulut’u gideceği doktorlar konusunda yönlendirir ona yardımcı olur ancak o da bir gün ortadan kaybolur. Avni Akbulut yine de bildiği doktora gider ve olaylar gelişir… Sağlığını günden güne kaybeder. İnsanların iyilik yapıyor görüntüsü altındaki kötülüklerine maruz kalır. Aslında en büyük kötülüğü yine biz kendimize, kendi insanımıza yapıyoruz.

Üçüncü hikaye olan ”Ayran”

küçük Hasan’ın ev geçimini sağlamak, annesi ve iki küçük kardeşine bakmak için tren istasyonunda ayran satmasını konu edinir. Soğuk kış gününde ayran satamaz ve sonraki treni bekler ancak soğuktan donmak üzeredir ve eve gitmeye karar verir. Ev yolunda korkunç hayvan seslerini işitir ve yolda kalakalır yere düşer.

Hikayeye günümüz şartlarında baktığımızda

çok üzücü ve zor gelir ve küçük bir çocuğun aile geçimini böylesine zor şartlarda sağlaması ayrı bir üzüntü uyandırır.

Sahne dekoru kullanılmamıştı her şey sadeydi, arada oyuncunun hikayesine göre bazı ses efektleri araya giriyordu çok profesyonel değildi ama çok da kötü değildi.

Bunlar tiyatro oyununun dış hatlarıydı. Konuya gelince; bizi, bizim insanımızın günlük yaşantısını, acısını, halkın içinde gezerek onların diliyle anlatması yönüyle önemliydi. Kötülük yapmak için insanlar doğmuyor, o kötülük de iyilik de içimizde var ve zamanı gelince en yakınımızdan en uzağımızdakine değin herhangi birine karşı bencilce, acımasızca, art niyetle yaklaşabiliyoruz. Çok seviyorum şu sözü, ‘İnsan, âlemin numunesidir.’ Bu yüzden dünyada var olan iyiye ve kötüye dair her şey bizde mevcut, neyi seçmek istediğimizse bize bağlı.

Oyunu izlerken de yanlış bir şeyler var,

değişmeli/düzelmeli diyoruz ama en başta kendimiz düzelmiyoruz, diyebiliyoruz. Yine de sevgimizi, içtenliğimizi, saflığımızı, değişmeyelim hiçbir kötülüğe diyorum ve bu oyunu bana izleme fırsatını sunan Kumbaravan ekibine ve Entropi Sahneye çok teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız..

İyi seyirler 🙂

Posted in Bursiyer Yazıları, Tiyatro Yazıları

Benzer Yazılar