Menü Kapat
Korku

Korku

Merhaba,

izlediğim ikinci tiyatroyla karşınızdayım 🙂 Korku adlı tiyatro oyunu Stefan Zweig’in aynı adlı öyküsünden uyarlanmıştır.

27 Kasım, 2019’da Bahçelievler 1001 Sanat salonunda Kumbaravan sayesinde izleme fırsatını buldum, üstelik arkadaşımla birlikte gittiğimiz ilk tiyatro oldu. Gösterim salonuna çok uzak yerde yaşıyorum, geç kaldım korkusuyla gittiğimizde başlamasına yarım saat vardı derin bir nefes aldık. Biletimi almak için yetkiliyle görüştüğümde ismim davetli listesinde olmayınca yine bir üzüntü yaşadım ki sorun hemen halloldu Kumbaravan ailesine bir kez daha buradan teşekkür ederim.

Korku, Irene adlı genç kadının

eşi Fritz’i, piyanist Edouard’la aldatmasıyla başlıyor ve bunu piyanistin sevgilisi Elsa’nın öğrenmesi ve Irene’yi tehdit edip durumdan yararlanarak Irene’den para istemesiyle birlikte Irene’nin aldatmayı bırakması ve söylediği yalanlarla yüzleşmek ve itiraf etmek arasında gidip geldiği, bunalımları, korkularıyla devam ediyor. Asıl durum sonuç kısmında bağlanıyor ve Fritz’in eşi Irene’ye yaptıklarını itiraf etmesi için yaptığı planların onların sonunu hazırlayan gerçeklerle yüzleşmeleriyle sona eriyor.

Oyunu tekrar etmekten kaçınmak için özetlemeye çalıştım ancak merak edenler izlemeli.

İlk izlediğim oyundan sonra Korku, benim için kurgu olarak hayal kırıklığı oldu. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu hayal kırıklığının sebebinin tiyatro metninden kaynaklandığını düşünüyorum çünkü yetersiz, eksikti. Belki orijinal eserden kaynaklanıyordur bilemiyorum veya bir metin nasıl hazırlanır bunu da bilmiyorum ama eksikliğini başından beri hissettim. Belki her eser tiyatroya uyarlanmaya uygun değildir. Bunun dışında oyuncuların, mevcut metin içinde rollerini çok iyi yerine getirdiğini, Fritz’i canlandıran kişinin biraz sessiz konuşmasını ve biraz belki de Irene karakteri yanında silik kaldığını saymazsak, sahne dekorundan, kostümlere, müziklere her şeyi beğendiğimi söyleyebilirim. Oyunla ilgili hep iyi yorumlar okudum bu da beni şaşırttı bunu da oyuncuların rollerini çok iyi yapmasından kaynaklandığını ve izleyeni etkilediğini düşünüyorum ki beni de etkileyen bu oldu. Bunun dışında giriş gelişme bölümlerinin yetersiz olduğunu tekrara düşerek, yetersiz olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Tüm bunları bir kenara bırakıp

izlediğim oyunun konusunu düşündüğümde; vefa, sadakatin evrensel kabul görmüş değerler olmasının yanında bir hukukçu olarak tüm sözleşmelerin temelinde yattığını düşünerek, ki evlilik de bir sözleşmedir ve güven ve sadakate dayanır, eşlerin de birbirlerine sadık olmaları gerekir. Zaman zaman insanların neden aldattıklarını düşünürdüm oyunda da baş roldeki Irene, duygusal bir boşluk yaşıyor, avukat olan iş kolik eşi kendisiyle ilgilenmiyor ve aldatıyor. Bu aldatmayı normalleştirmez elbette ama anlamamızı sağlar. Piyanistin sevgilisinin bir sözü vardı yanlış hatırlamıyorsam, “Beraber iş yapanlar birbirlerine benzerler.” diye, aslında bir yalan başka yalanları çağırdı ve bununla yüzleşmek veya itiraf etmek zor oldu Irene açısından aynı şekilde eşi ni de başta bize aldatılan, mağdur konumunda olacakken sonradan öğrendiğimiz gelişmelerle, Irene kadar olmasa da haksız konumuna getirdi.

Birbirimize verdiğimiz sözleri tuttuğumuz, sadakatimizi ortaya koyabildiğimiz, yaptığımız hatanın farkına varıp bunu en doğru şekilde düzeltebileceğimiz günlere…

Görüşmek dileğiyle, hoşça kalın 🙂

Posted in Bursiyer Yazıları, Tiyatro Yazıları

Benzer Yazılar