Menü Kapat
Don Kişot’um Ben

Don Kişot’um Ben

27 Ocak günü Uniq Hall’de seyretmiş olduğum “ Don Kişot’um Ben ” oyunu, Cervantes’in eseri Don Kişot’un sahnelere ve günümüze çok keyifli ve bol alt metinli bir uyarlaması. Kalabalık kadrosuyla Emrah Eren’in yönetmenliğini yaptığı bu oyunda Ozan Güven “mahzun yüzlü şövalye” Don Kişot’a, Günay Karacaoğlu ise kadın olarak karakterize edilmiş silahtarı Sancho Panza’ya hayat veriyor. Diğer karakterleri ise Nazlı Tosunoğlu, Ömür Arpacı, Serhan Ernak, Nur Erkul, Dilşad Bozyiğit, Diren Polatoğulları, Enis Aybar, İbrahim Aladağ, Tuğba Eskicioğlu ve Kamran Velicanov canlandırıyor.

Don Kişot’um Ben

Oyunda, ana karakter Alonso Quijano, okuduğu şövalye romanlarından etkilenerek delirir ve kendini Don Kişotadıyla şövalye ilan eder. Kötülüklere karşı savaşması ve sevdiği -aslında hayallerinde yarattığı- kadın Dulsinya’yı kurtarması gerektiği için ev halkına yola çıkması gerektiğini söyler. Duruma engel olamayan ev halkı ve rahip, yolculuğa yalnız çıkmaması için silahtara ihtiyacı olduğuna ikna eder; kadın hizmetkarlardan birini silahtar olarak tanıtırlar.

Don Kişot, Sancho Panza adıyla hitap ettiği, yolculuğa pek de sıcak bakmayan hizmetkara vali olma vaadi verir; böylece kafasında tas, üstlerinde emanet zırhlarla, at ve eşekle yola koyulurlar. Yollarına çıkan engeller Don Kişot için ya “önemsiz bir ayrıntı”dır ya da büyü nedeniyle farklı görünüyordur. Yolda ikiliye sataşan insanlarla Sancho Panza mücadele ederken, Don Kişot yel değirmenlerine, şarap fıçılarına saldırır. Maceraları boyunca birçok absürt durum yaşasalar da “Normal” olan diğer karakterlerin oynadıkları oyunlarla daha absürt durumlara düştüğünü mizahi ve alaycı anlatımla sıkça görüyoruz.

Feodalizmin yıkılış döneminde

devrimsel değişiklikler yaşanırken mevcut değerlerin geçerliliğini yitirmesine rağmen toplumun tutuculaşması, doğru olarak bilinenin değil de kendi doğrularının ardına karalılıkla ilerleyenin, sorgulayanın, aykırının ise deli olarak tanımlanması resmedilerek toplumun eleştirel çözümlemesi yapılıyor. Bu özelliği ile aslında sürekli dönüşüm içindeki toplumlara her zaman hitap eden, zamansız bir anlatıma sahip. Don Kişot’un Nazım Hikmet Ran’ın Vatan Haini şiirinden alıntı yapması, arada Türkiye’den örneklere atıf yapılması seyirci üzerinde ortak geçmiş hissiyatı yaratıp etkiyi artırıyor.

Konusu ve örgüsü itibariyle

seyirciyi kendine çeken oyun, oyuncuların performansı, karakter yorumu ve aralarındaki sinerji ile de bir o kadar seyirciyi sahneye bağlıyor. Cervantes’in romanında kurmaca içinde olduğunu okurlara hissettirdiği söylem oyunda da kendini gösteriyor. Don Kişot oyunun içinde, yaşadıkları kaleme alınsa ilk modern roman olacağından bahsediyor; aslında oyundan çıkıp seyirciyle sohbet ediyor, seyirciyi dahil ediyor.

Oyunu, kostüm tasarımı, koreografiler, dekor, sahne kullanımı, ışıklandırma ve tüm kadronun müthiş oyunculuğuyla oldukça başarılı buldum. Perde açılmadan çalan müzikler bile özenle seçilmişti, oyun içeriğine yönelik atıflar yapan parçalar dinletildi. Bütünüyle, bol öğretili, çok keyifli bir deneyimdi.

27 Ocak 2019, İstanbul, Maslak, Uniq Hall

Diğer Bursiyer yazılarına gitmek için tıklayınız

Ana sayfaya gitmek için tıklayınız

Kategori Bursiyerler, Tiyatro

Benzer Yazılar